Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık için emperyalizme karşı, Mustafa Kemal önderliğinde verdiği ve 30 Ağustos 1922 de, Dumlupınar’da yapılan Başkumandanlık Meydan Muharebesi’yle kazandığı Büyük Zafer’in 96. yıldönümündeyiz. Mustafa Kemal’in sözleriyle: “Bu gün kutladığımız Büyük Zafer özellikle Türk Ordusunundur, Türk Ordusu ve Türk Milleti var olsun” diyoruz!

26-30 AĞUSTOS

Bunu Tarihi ZAFER olarak niteleyen İstiklal Yazarı Falih Rıfkı Atay dan dinleyelim.

Türkler 1071 de Malazgirit Savaşını kazandıktan kısa bir süre sonra, İznik taraflarında Türkçe konuşuluyordu. Falih Rıfkı ya şöyle katkım olsun. Malabadi köprüsü (Batman) 960 tarihlidir ve bir Türk boyu olan Artuklular tarafından inşa edilmiştir. 1071 Türklerin Anadoludaki nihai zaferidir.

Yine Falih Rıfkı ile devam edelim. 1914 deki Osmanlı, kapitülasyon rejimi altında bir yarı sömürgedir. 1918 'de Birinci Dünya galipleri bizi affetmiş dahi olsalar, Milli kurtuluş savaşından çıkmadan ve Lozan nı imzalamasaydık, Ingiltere gibi, bağımsız bir ülke olan, bir Türkiye Cumhuriyeti olabilirmiydik.

Bu yeni Türkiye iki meydan savaşının eseridir. Biri, 1921 Ağustos unda Sakarya nehri boyunda, diğeri Afyon cephesinde verilmiştir. İkisini de Türk ordularının başkomutanı Mustafa Kemal idi.

TBMM de hava bozuktu. Ordunun bir saldırı harbi veremeyeceği fikri büyük çoğunlukta idi. İngilizler de artık yumuşamış olduğu için Anadoluyu boşaltmak esası üzerinden görüşme yapılmalı idi. İşin içinde Istanbul la birleşmek, M. Kemal den kurtulmak fikrinin de büyük payı vardı.

Garp cephesi komutanlığı saldırı harbi yapamayacağımız inancında idi. Cephenin haber kaynağı Istanbul du. Istanbuldan gelen haberlere göre Yunan cephesinde, maddi manevi, herşey yerinde idi. Rus kaynakları Yunan Başkomutanı Hacı Anesti Türk ordusunun anadolu ortasındaki durumunu zayıf görüyordu. Menemendeki Milne hattına çekilmeli ve Trakyadaki birliklerle Istanbul işgal edilerek Ankara üzerine baskı yapılmalıydı.
Mustafa Kemal e göre ise Yunanlılara  saldırının tam sırası idi.

İçişleri Bakanına göre daha geçen gün İneboludan gelen bir kamyon soyulmuş her bölgede güvenlik bozuktur.

Milli Savunma Bakanına göre, günün birinde, herhangi bir hareket emri verilecek olursa ordunun yürüyecek ayakkabısı yoktu. Silah kayışı da yoktur.

Maliye Bakanı kasada on para kalmamıştır, demiştir.

TBMM deki muhalif vekillere göre, ordu yürüyemez, aldatılmaktadırlar.

Hızır gibi Hindistan müslümanlarından (Pakistan) M.Kemal e gelen para derhal Garp cephesine yetiştirilir.

Ordu komutanlarından biri Yakup Şevket Paşa, Ikıncı Ordu Komutanı Ali Ihsan Paşa, bölücülük yaptığı için geriye alınmıştı, yerine teklif edilen Ali Fuat Paşa Ben cephe komutanlığı yaptım diye reddetmişti. Refet Paşa önemli birşey mi olacak, sanmıyorum, olacak olursa o zaman düşünürüm demiştir. Ordu Komutanlığı Nurettin Paşa ya verilmiştir.

Tüm Ordu Çay da(Afyon) da toplanmıştır. Yine Büyük Kurtarıcı ön plana çıkmamış ve Fevzi Paşa yı ikna etmiş. Çünkü en kıdemli Paşa odur. O da kendi planı gibi anlatmıştır. Yakup Şevki Paşa milletin varını yoğunu bir zar gibi atılmasına karşıdır. M. Kemal milletin varı yoğu bu ise o zaman düşmanı burada imha etmelidir demiştir. Ismet Paşa muhaliftir. Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşa düşmanı 20 km den fazla kovalayamayacağını söyler. M. Kemal o zaman düşmanı 20 km de imha etmek gerektiğini söyler. Nurettin Paşa yeni geldiğini fikri olmadığını söyler. Bunun üzerine Fevzi Paşa Madem ki ordunun bana güveni yoktur der ve istifasını verir. M.Kemal de Genel Kurmay Başkanı çekildiğine göre kendisinde komutanlık görevinde kalamayacağını bildirir. Telaşa düşen Ismet Paşa Efendim bize fikrimizi sordunuz, söyledik. Yoksa hepimiz emerinizdeyiz, ne yolda isterseniz öyle hareket ederiz der.
Saldırıya karar verilmiştir.

Atatürk Ankara da vekilleri toplayarak karara onları da katmıştır.

Yunanlılar cephede 120 bin, geride 30 bin. Biz ise 105 bin kişi idik.

24 Ağustos sabahı Ankara dan hareket etti. Afyon un güneyindeki Şuhut kasabasında geceyi geçirdi. 25-26 gecesini Kocatepenin hemen güneyindeki dere içinde Başkomutanlık karargahına geldi. Şafakla beraber saldırı emrini verdi.
Ankara dan hareket edeceği bunun akşamı Keçiören de yakın adamları ile geçirmişti. Ayrıldığı zaman bir hayli yorgundu. Yanindakilere Taaruz haberini alınca hesap ediniz, 15 gün sonra Izmir deyiz demişti. Izmir alındığında yine karşılayanlar arasında gördüğü arkadaşlarından ikisine bir gün erken, beni düşman yanılttı, demiştir. Izmir e taarruzun 14. günü girdiğinde raporları dinledi. Kıtalar yerine varmışlardı. Düşmanda bir sezinti varmı. Raporlara göre yok. O zaman baskın muvaffak olmuştur dedi.

Kocatepe de, bir ağır düşüncenin adamı M.Kemal 26 Ağustos sabahı orduyu saldırıya sürmüştür. Taaruz sökünce, bu anlarda sert, yalçın, kalbi ve sınırı aransa bulunmaz bir iradeden ibarettir.
Uşak da bir ucu Afyon da diğer ucu Kütahya da olan ve Uşak ta sırtını dağlara yaslamış  halde esir alınan  Başkomutan Trikopis ve General Dimitris getirildiğinde dostça yanına almış ve bir asker gibi masada onunla tartışıp teselli etmiştir. Ege kıyılarından bir Yattan 550 km öteden  savaşı idare etmeye çalışan Hacı Anesti 'yi eleştirmiştir.

Bu Tarihi günlere bir de Istanbul dan bakalım.

Falih Rıfkı gazeteye geldiği vakit Anadolunun birdenbire kapandığını söylediler. Istanbul ve anadolunun işgal köyleriyle anadolunun milli mücadele kısmı arasında  hiçbir temas imkanının kalkmadığını söylüyorlar. Ürperiyorum. Acaba Yunanlılar mı taaruza geçtiler.
Ingiliz, Fransız, Rum ve Ermeni gazetelerinde hiçbir kırıntı yok.

Canım biz taaruz edebilirmiyiz, Daha geçenlerde Fethi Bey (Okyar) mütareke aramaya gitmişti. Ummam böyle bir delilik yapalım. İhtimal böyle girişimler cephe gerisini tutmak için yapılan girişimlerdir.
Hepimiz M.Kemal 'in askeri dehasını biliyorduk ve bir zar atmıyacağını biliyorduk. Yalnız yemekten değil düşünmekten de kesilmiştik. Düşman zırhlıları hala Istanbul sularında ve sokalarındaydı.
Türk ordusunun bir taaruz savaşına giremeyeceği fikri, bizim kuşakların değişmez gerçeğiydi.

Zaman geçtikçe umutsuzluğumuz arttı.

M. Kemal'e kızanlar ağızlarını açmışlardı.

Akşam üstü gene beynimizin içinde aynı burgu, kalbimizin içinde aynı ağrı Büyükada ya gidiyorum. Aydınlık ferah bir Ağustos akşamı. Güverte tıklım tıklım. Türkçe konuşmayanlarda, birbirinin sözünü kapan bir sevinç var. Sadece bu sevinç bizi yılmaya yeterdi. Ne olmuştu demeye korkuyorduk.
Fena birşey vardı. Kimseye sormaksızın onu zihninizden hafifletmeye uğraşıyorduk. Ordu bozulmuş olsa bile bir mütareke imkanı yokmuydu.

Fakat içimizdeki sorunun, kimseden aramaya cesaret edemediğimiz cevabı kendiliğinden yayıldı. Başkomutan M.Kemal karargahı ile beraber esir edilmiş.
Keder insanları öldürmez derlerse, buna size inanınız. Kalp denen şeyin ne kadar dayanıklı bir maddeden yapılmış  olduğunu ben, o akşam üstü  Büyükada vapurunun güvertesinden öğrendim.

Türkleri Büyükada yat kulübünden kovmuşlardı. Yalnız bir iki sırnaşık, yolunu bularak içeri girebilmişlerdi. Bunlar o akşam cezalarını çekmişlerdir. Çünkü kulüpte M.Kemal 'in esir olması şerefine kulübün bütün şampanyaları patlatılıyor  ve Türkler de dağıtılan kadehleri içmeye zorlanıyordu. Ada sokakları çoluk çocuğun çığlıkları ile geçilmez bir hale geliyordu.
Ölümü bir uyku, rahat bir uyku gibi arıyarak sabahı ettik. Ilk vapurun en görünmez köşesine sığınarak, iki büklüm köprüye indik.

Bütün Türkleri, yaş içinde bulacağımı sanıyordum. Meğer ne kadar soysuzluğa uğramışız. Acaba sokaktakilerin hepsi, şu veya bu muhipler cemiyetinin üyeleri mi idi? Bizimkiler utançlarından evlerinde mi kalmışlardı? Bu gülüşler bu çırpınışlar, bu el sıkmışlar neydi.

Meğer bütün  karargahı ile Başkomutan M.Kemal değil, Yunan Başkomutanı Trikopis esir olmuş.

Bir çocuk gibi sıçramaya başladım. Habere, havadise, telgrafa koşuyorum. Hani o dün bakmadığımız  sürüm gazetesi yok mu, meğer resmi tebliğlerin km lerce gerisinde imiş. Yunan ordusunu yok etmişiz ve Izmir e iniyormuşuz.

Ben ömrümde hiçbir edebiyat eserinde, ilk hedeflerinin Akdeniz olduğunu bildiren günlük emri okurken duyduğum zevki duymadım. Bütün heyecanların üstünde bir heyecan veren, bütün şairlerin üstünde bir  bir şiirdi. Ne olmuştuk biliyormusunuz, kurtulmuştuk.

AH MUSTAFA KEMAL , MUSTAFA KEMAL,

SANA ÖLÜNCEYE KADAR O GÜNÜN SEVİNCİNİ ODEYEBİLMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY DÜŞÜNMEYECEĞİM.

Konuşmak için dilim, yazmak için kalemim tutuldu. Ikdam daki Yakup Kadri yı arası, ilk vapurla İzmir gitmeyi teklif ettim.

Nemiz varsa, Bağımsız bir devlet kurmuşsak, bir vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuz batının, vicdanımızı ve kafamizi doğunun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, herşeyi 30 Ağustos Zaferine borçluyuz.

Falih Rıfkı Atay, Çankaya Kitabından

Joomla templates by a4joomla