Tarih ve konferansın yapıldığı yer: 22.10.2005;  Marriott Hotel  Frankfurt/M

1-Program sunuşu, kurtuluş savaşı ve laik Türkiye Cumhuriyeti için hayatlarını verenler adına saygı duruşuna çağırı, Konuşmacı’nın özgeçmişi: Feridun Bek HE-ADD Yönetim Kurulu

2-Açılış konuşması: Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı  
     
On yıl önce 15 Ekim 1995 de HE-ADD (Hessen Eyaleti Atatürkçü düşünce derneği) kurulmuştu.

Bugün Türkiye Cumhuriyetinin ana prensiplerinden biri olan Laikliğe karşı sistematik şekilde saldırılar yapıldığıni görmekteyiz.

M. K. Atatürk kurtuluş savaşına başlarken Osmanlı Imparatorluğunun silahsizlandırılmış 45 bin kadar askeri vardı ve işgal kuvvetleri 450 bin askerle Anadolu’ya girmiş durumdaydı.
M. K. Atatürk kurtuluş savaşında Türk ulusunu başarıya ulaştırarak ona ulusal egemenliğini kazandırdı, onu çağdaşlaştırmak için çalıştı, tekkeleri kapattırdı, ona yeni bir ekonomi düzeni vererek kalkınma sağladı, üstlendiği Osmanlı Imparatorluğundan kalan dış borçları işler hale getirdiği Türk ekonomisi ile ödiyerek temizledi. Kalkınma sağladı. Türk’e yeniden kendine güvenme gücü verdi.

Bugün 82 ci kuruluş yılını kutlamaya hazırlandığımız Türkiye Cumhuriyeti, yaşamının bugüne ulaşmasını Atatürk’ çülük dediğimiz düşünce sisteminde kalmasına borçludur. Bu düşünce sistemi ırkçı ve ümmetçi milliyetçilikten uzak, dinsel bölücülüğe karşı, çağdaş boyutlarda ülke menfaatlerini ve bağımsızliğini savunan bir biçimde yaşamayı öngörüyordu. Ulusçuluk, halkçılık, devletçilik (devletin halka yardımı anlamında) ve laiklik ilkeleri modern Türkiye’ nin temel ilkeleriydiler.

Bugün iktidara gelenler kökden dinciliği yaymak dini yeniden siyasete karıştırmak yönünde hızla ilerlemektedirler. Ordu bir taraftan güneydoğu illerimizde yeniden faaliyetini başlatmış olan kürt teroristlere karşı ulusal bütünlüğümüzün savunmasını yaparaken, diğer taraftan yayılmakta olan irtica (gericilik) karşısında ikaz bültenleri vermektedir.

Irtica yayılmaktadır, Van üniversitesi Rektörü hükümetin sistematik olarak Üniversiteleri medreseleştirme baskısına karşı laikliği savunduğu için  yalan suçlamalarla tutuklanmıştır. Irtica ordumuzu da kapsarsa vay halimize.

Bu hafta içinde bir Türk kökenli yazar Orhan Pamuk Nobel’e aday olmak için yazdığı bilimsel olmıyan iddiaları taşıyan kitapla barış ödülü alıyor, Paulus Kirche’de, her yıl pro Ermeni sergilemeler yapılan yerde.

M.Telli konuşmasını yeni kaybettiğimiz şair ve yazar Attila Ilhan’in bir şiiri ile bitirdi.

3- Konferans

Konuşmacı: Prof.Dr. Ergün Aybars, Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnklap Tarihi Enstitüsü Müdürü

Konular:
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş şartları,
aydınlanma ve çağdaşlaşma, küreselleşen dünyada Atatürkçü düşünce sisteminin rolü ve geleceği, Gümrük birliğine girmekle Türkiyenin kazancı ve kaybı, 3 ekimde başlıyan Avrupa birliği görüşmeleri neler getirebilir?, Ulusal egemenliğimizden ödün vermeden Avrupa birliğine üye olabilir miyiz? Atatürkçü düşünce mantığı  bu girişim ve gelişmeler önünde ne düşünüyor?

Toplumlar tarihi (eğer tazelenmezse) unuturlar denir. Haçlı zihniyeti Selçuk’lar devrinde yaşandı. 1526 dan sonra Türkler Avrupa’ya daha da çok girerek ganimetler aldılar. Ganimetler arasında köleler de vardı. Bu o zamanlar için bir yaşam tarzı idi. Avrupa kendisi köle kullanırken, Osmanlı’nın köle yapmasını unutamadı. Rönesansla başlayan akılcılık hareketlerine sınırlarını kapalı tutarak ilgisiz kalan Osmanlılar bir zamanlar güçlü olmanın gevşekliği içinde zayıflar, savaşlar kaybederken 1798 de Ingilizler Osmanlı’ların elindeki toprakların Ruslar’ın eline geçmesini önlemek için onlara karşı Osmanli’ları koruma politikasına yöneldiler. Ancak Osmanlılar’ın gerilemesi devam etti ve Avrupa’nın

birçok beyliklerinde tohumlarını Fransız devriminden de alan Hıristiyan halk isyanları ve oradaki müslüman halka karşı giriştikleri kitle halindeki öldürmeler bilhassa Yunanistan ve Balkan’larda artarak takriben 4 milyon Türk’ün hayatına maloldu. Amerikalı tarih Profesörü  Justin Mc.Carthy’nin “Sürgün ve Ölüm” adlı kitabında bu konuda geniş bilgiler vardır. Sadece Balkan savaşlarında 2 milyon Türk sürüldü, Bulgarlar bir kısım Türk’leri bir adaya dizip karşıdan tüfekle atışa hedef  yaparak öldürdüler. Türkler bunu hiçbir zaman soykırımı diye dünya kamu oyu önüne getirmedi.

1861 de USA da birlikden ayrılmak isteği nedeniyle çikan ve 4 yil süren iç savaşlarda –A. Lincoln devri- Avrupa’nin oradan getirtilemiyen hammaddelerden bilhassa pamukun temini, temin yerini Osmanlı elinde bulunan topraklardan Mısır, Urfa Adana çevresine taşıttı. 1882 de Ingilizler “güçlü olan güçsüzü ezer” kuralı ile Mısırı işgal etti. Daha önce 1821 Mora isyanı, Navarin olayı, Mehmedali Paşa isyanı, Osmanlı’lari zayıflatmışti. 1841 de Ingiltere’den borç alındı ve 1853 Ingilizlerle birlikte Rusya’ya karşı yapılan Kırım savaşı, borçları daha da arttırarak onların Banka denetlemesini ele geçirmelerine yol açtı. 1865 Girit isyanı çıktı, isyancıların istekleri kabul edildiği halde isyan bitmedi. Daha sonra Yeşilköy’e kadar gelen Rus ordularının ilerlemesi Berlin kongresi ile bir sürü ödünler verilerek önlendi.

20 ci yüzyılda teknoloik gelişim ve petrolün önem kazanması birinci dünya harbi sonrası Ingiliz ve Fransızlar’a aralarında bir Osmanlı haritası çizdirdi. Suriye güneydoğu Anadolu Fransizlar’a verildi. Sevr anlaşması ile Osmanlı halkına bırakılan iç Anadolu topraklarında bir Amerikan mandası kurulacaktı. Asi general sayılan M.K.Atatürk ile amerikan Generali Horwarth konuşması Sivas’da yapılmıştır ve mandayı kabul etmiyen yanıttan sonra bu general “Türk mandasını almak Amerikaya birşey getirmez, manda için 450 bin kişi gerekir, onların masraflarıni karşilamaya  da fakir Türk halkının gücü yetmez”  şeklinde rapor verir. M.K.Atatürk ‘ün sevri kabul etmeyişi Ermeni hayallerini de yıkmıştır. Ingiltere ise hazmedemediği yenilgi ve yeni Türk devleti kuruluşu karşışında 1932 ye kadar büyükelçi göndermemiştir Türkiye’ye.

M.K.Atatürk emperyalizmi ve onun iç cephesini mağlup edip ümmet düzeyli bir ülkede bireyin egemenliğini kurmuş oldu. Saltanatın kaldırılmasına karşi çıkanlar arasında M.K.Atatürk’ün silah arkadaşlarından Kazım Karabekir ve Rauf Orbay da vardı. Bilinmesi önemlidir: “Atatürk devri Türkiye’sinde hiçbir basın mensubunun onuru kırılmamıştır”. O, 1938 de son günlerinde etrafındakilere “Nedir endişeniz? Merak etmeyin, Mustafa Kemal’ler  20 yaşındadır” demiştir.

M.K.Atatürk’ün çağdaş uygarlığı, Rönesans, Fransiz devrimi ve batı uygarlığinın akla dayanan bir sentezidir.

Avrupa Birliği’ne (AB) girmek  1839 dan bu yana olan bir yaklaşımdır.  Ancak giriş eşitlik prensibi içinde olmalıdır. Ulusal egemenlik çıkarlarına bakarak Fransa, Almanya ve Ingiltere gibi girmek.
Türkiye birtakım gözdaği vermeler ve sınırlamalar önünde bırakılmaktadır. Mesela Kıbrıs konusunda, Ermeni konusunda, Irak konusunda (“Irak’a girerseniz  AB yi unutun” Verhäugen’in gözdağı).

Türkiye 1947 de Marshall yardımı alırken verilen silahlar yalnızca USA nin izni ile kullanilabilecek veya satılacak denmişti. Buna karşılık USA ya üsler verildi ancak oralara Türk Genel Kurmay başkanının girmesi sadece USA’ nin izni ile olabilıyordu. Kuba krizi sırasında Kennedy Rus başkanını kastederek bir harp çıkması halinde “ o .........çocuğu üsler nedeniyle Türkiye’ye nüklear silah atar” demiş, endişesini dile getirmiştir.

Gümrük birliğine Türkiye’yi Tansu Çiller populist politikası ile “AB ye üç yılda gireriz diyerek” soktu. Gümrük birliğinin  Türkiye’ye getirdiği zarar 85 milyar doları aştı ve gene ondan dolayı dış açık her yıl 20-25 milyar dolar artıyor. Bu yılki açık15 milyar dolar. Borçlar kredi ile karşılanmaya çalışılıyor.

AB görüşmelerinin başlamasına tarih verilmesi normaldi. Zira ancak masa başina oturtulmuş bir Türkiye’ye dayatmalar yapılabilir, ödünler vermesi istenebilir. Bir parlementer çıkıp Diyarbakır Kürdistanın başkenti olsun der, veya Ortodoks kilisesi isteklerine Yunan gözü ile bakıp onlar için olumlu haklar verilsin isterler.
1821 yılında bir isyanda –Patrik kışkırtıcı olduğu için “Sultan Mahmut II tarafından patrikhane kapısı önünde astırılmıştı. Onların isteklerine bakarsak en azından eski İstanbulu geri verip Bizans’ı canlandırmış oluruz.

1999 da S. Demirel yasa çıkartılarak laiklik ilkesine karşı fikirli guruplarin parlementoya girmesinin önlenmesi tavsiyesinde bulunmuştur ve bu maalesef dikkate alınmamıştir. Hatta Fransa bile alti ay sonra aynı noktaya dikkat çekmiştir.

Biz Avrupa mahkemesi kararlarını kabul ediyoruz. Biliniyor, yakında cereyan eden Londra  terorü karşısında İngiltere en sert askeri önlemini aldı, yaralamak yerine en ufak bir şüphe karşısısında vücut yerine baş hedef alınarak ateş edilebildi ve suçsuz bir Brezilyalı genç zan üzerine polis tarafından öldürüldü. Türkiyenin halkına zarar veren teroristlere karşı sertlik göstermesine ise AB karşı çıkmak yetkisini kendinde görmektedir.

Türkiye’nin kararları M.K.Atatürk’e yakışacak biçimde bir onur içinde alınmalıdır. Unutmamalıyız  .K.Atatürk kurtuluş savaşı sırasında emperyalizme karşı savaşmak için Lenin’den silah isterken“Biz yardım alırız ama ulusal ananelerimizden fedakarlik etmeyiz”  demiştir.
Istanbul’da bir ittihak terakkici İngiliz tarafından işgal sırasında astırılmıştı. Halk on binlerle cenaze törenine katılmıştı. Bu sebep oldu diğer yakaladıkları ittihak terakkicileri yargilamak için Malta adasına götürdüler. Esirler iki guruptu; idam olacaklar ve  hafif suçlular. M.K.Atatürk de Ingiliz askerlerini tutuklatmıştı, ittihak terakkicileri sevmediği halde “benim suçlularımı ben yargılarım” der onları istetir. Ingilizler ele geçirdikleri Osmanlı arşivini tarar hiçbir delil bulamazlar. Bir vicdanlı savcıları “hukuku politikaya alet edemem der”, ve türk esirler serbest bırakılırlar.   

Bugün hükümet kayıtsız şartsız teslimiyetçi bir politika izliyor.
-17 aralık 2004 anlaşması haçlı seferlerini başlatan Papanın büstü önünde imzalandı. Neden? Zira avrupa Kültüründe çok ince değerler vardır.
-Kıbrıs konusunda, “Kıbrıs devletini tanıma ama limanları onlara aç” derler. Bu yapılırsa onlar en az yılda 4-5 milyar € kazanacaklardır.
-“GAB sularının idaresi internasyonal komisyona verilsin” derler. Vermezsek ne olur? Suriye ile harb çıkar, korkalım mı?
-Doğu sınırları Moskova anlaşması ile çizildi. Amerikan basıni o tarihlerde “Kemalistler Bolşevikler’le Ermenistan’ı yağmaladılar “ yazmıştı. Hala Mondros’da öngörülen 6 eyaletimizin Ermeniler’e verilmesinde ısrar edenler vardır.

Yukarıda sayılan istekler ancak kendi ideoloisine hizmet etmek icin kolayca ödün veren zayıf hükümetlerin önüne getirilecek isteklerdir. (yazarın görüşü).

Türkiye’yi masada tutmak AB için önemlidir. Türkiye hükümeti ise bunu başarı sayarak Üniversiteye  saldırışını şiddetlendirecektir. Çünkü Üniversiteler daha çağdaş daha akılcı olunmasından yanadırlar.
1980 den sonra şekillendirilen YÖK Universiteler’e birçok anti demokratik sınırlamalar getirdiği için eleştirilirken, bugün o kuruluş bile Universitelere tarikatçılığın getirilmesine karşı savunma yapmak durumuna düşmüştür. Zira tarikatçılara pirim veren Rektörler hükümetçe ilk sıraya alınmak istenmektedirler.

1982 de irtica her geçen gün yayılıyor derken, şimdi tek engel 163 sayılı yasadır ve o kaldırilirsa sonuçta Türkiye karanliğa gidecektir demek durumundayız. Gelişmeler “28 şubatı” getirmişti. Ordunun ikazları dikkate alınmazsa, Türkiye’yi büyük tehlike bekliyor ve Türkiye 2007 den sonra çok sert bir yolda kırılabilir.

Diskusyondan kısa notlar:

Doğu Perinçek’le yapılan paneldeki konuşulanları halka ulaştıracak medya kalmamış vaziyette. Sadece Cumhuriyet gazetesi çok kısa ve içeriğine girmeden bahsetti. Birçok  medya patronları hükümetten aldıği krediler uğruna bugünkü ulusal bağımsızlıklarını kime ve hangi temel ilkelere borçlu olduklarıni unutmuş görünüşündedirler.

1977 de AB Türkiye’yi üyelik için çağırmış ve o zamanki Başbakan Ecevit patronlara sorarak onlardan gelen “aman yapma henüz erken” yanıtına uymuş ve fırsatı kaçırmıştı.

Batının bugünkü uygarlığını Rönesans aklı ve bilimi ortaya çikardı. Denize  birakilan bir katı cismin doğurduğu halkalar gibi yayıldı bu hareket. Bu halkalar Islama çarptığı yerde durdu, ilerlemedi ve geri geldi. Balkan’da yayıldı. Avrupada matbaa 1492 de kullanıldı. Osmanlı’da 300 yil sonra Tanzimat fermanı ile uygulamaya girdi. USA Rönesans dalgasını kuruluşunda aldı.Japonya teknolojiyi aldı, demokrasi dayakla  getirildi onlara. Almanya da zorla demokrasiyi aldı. Biz demokrasiye 1924 deAtatürk’ün hazırlattığı Anayasa ile geçtik.

Bir kitap vardır 1962 den, yazarı Savador Madalli. Kitabında Avrupa’nin portresini analiz eder.  Mesela Yunan hilekardır der. Türk için “dostluğuna güvenilir” der.

Türkiye’yi Avrupa kitasinda saymıyanlara bilimsel yanıt;  ¾ ü Avrupadadır, zira Ural’lardan başlıyan çizgi İskenderun’ da biter. Türkler  kuzey akdeniz kuşağinın fiziksel görünüşlerini taşır. M.K.Atatürk Avrupa hukuk ve siyasetini benimsemiştir.

Irtica  gelirse AB olamaz. Fransa der ki, “kültür devrimi yapamadınız başörtüsü ordusu var”.
Biz eğer M.K.Atatürk devrimlerini başarıp benimsersek Avrupa bizi alır. Töre cinayetleri olagelen bir Toplumun AB de yeri olamaz.

Daha geniş kütlelere nasıl ulaşabiliriz?  Basına yansıtarak. Avrupa basının arkasinda Rum veya Ermeni lobisi var. Vahdettin Sevr’i imzalarken mazereti vardı. Şimdikilerin mazereti yok.

Yalta konferansında USA / Rusya arasında Ingilizlerin bile haberi olmıyan anlaşmalar yapıldı.Doğu Avrupa Rusya’ya bırakıldı, USA Türkiye’yi kapsayan şemsiye rolünü üzerine  aldı.

Opozisyon sadece demokrasilerde vardır. Terikatden, ümmetden demokrasi çıkamaz.

Türkiyeyi kurtaracak yeni bir” kuvvayi milliye”  düşüncesini nasıl oluşturup yayabiliriz?
Parlemento üzerinden veya  sivil organların kamu oyu gücü ile.

Ülkede hırsızlık yağmacılık yaygınlaştı. Kurumlara güven kalmadi. Adaletin geciktiği, bulunmadıği yerde hükümete de güven olmaz.

Halk iş istiyor, sağlık hizmetlerinin sağlanmasını istiyor. Türkiye’de merkez partiler laikliğe ihanet ettiler.  Son seçimde güçlü bir merkez sağ olmadıği için marjinal sağ onun yerini aldı.

Türkiye yakın gelecekte de borçlarını ödiyebilir devlet olma durumunu sürdürecektir. Ancak alınacak tedbirler üretimi arttıracak tedbirler değilse, dış malların girmesinin faturası artan işsizlik olacaktır.

M.K.Atatürk devrinde devlet 5 yıllık plan yapardı ve1934 de beş yıllık projeyi bir yıl önce tamamlamıştı.
Enflasyon 1% ve kalkınma hızı 8% olmuştu.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde stratejik mallar devletin izni olmadan satılamaz. USA daki  “national security” gibi birçok devletlerin kontrol organları vardır. Türkiye’mizde bugün stratejik topraklarımız kontrolsuz satılmaktadır. Sınırları yakın ülkelerden Israel, Ruslar, Yunanlı’lar özellikle stratejik topraklarımızı almaktadırlar.

Sermaye olarak iki yoldan dolaşan para var. Valizle dolaşan para ve banka üzerinden dolaşan para.

Özlem duyulan yeni bir kurtarıcı için bir benzetme: Başbakan Churchill Ingiltere’de “ ben size gözyaşları ve zafer vaadediyorum” demişti.

Dünyanın en büyük uluslararası topluğuna katılması için yapılan başvuru önerisinde bulunma talebi  karşısında ulusunun onurunu daima yüksek tutan  M.K.Atatürk şöyle demişti: “Başvurmayı düşünmüyoruz, fakat davet ederlerse katılırız.” Topluluk başvuru zorunluğundan vazgeçti ve 43 üyenin oy birliğiyle Türkiye’nin topluluğa davet edilmesine karar verdi. Yıl 1932 idi .(Yazarın notu)


HE-ADD Üyelerinden /  Y.Müh.  U. Kabartaş

Joomla templates by a4joomla