Tarih ve Yer: 08 Kasım 2007 TürkIsch Deutsch Club Offenbach

Konferans Konuları:

A-Yaşama Yerleşmek

1- Program  Sunuşu, Konuşmacıların özgeçmişi: Emine Csortos
2- Açış konuşması- ve ADD-Adına konuşma: Mahmut Telli  Hessen Eyaleti ADD Başkanı
3- Konuşmacı: Prof.Dr.Üstün Dökmen

Konuşma şehitlerimiz, ve M.K.Atatürk adına yapılan saygı duruşu ile açıldı.

ADD-Adına konuşma: Mahmut Telli  Hessen Eyaleti ADD Başkanı

“YAŞAMAK”

Her sabah Afrika’da bir ceylan uyanır, o ceylan iyi bilir ki en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşmalıdır zira eğer hızlı koşamazsa yaşama hakkı yoktur çünkü bir aslana yem olacaktır. Yine her sabah Afrika’da bir aslan uyanır ve o aslan iyi bilir ki en yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşmalıdır zira eğer hızlı koşamazsa onun da yaşama hakkı yoktur çünkü açlıktan ölebilir. O halde ister aslan olun ister ceylan, güneşin doğmasıyla birlikte koşmaya başlayacaksınız; yani yaşamak için çok çalışacaksınız.

Bunları bildiğimiz için hepimiz her sabah uyandığımızda dosdoğru işimize koşuyoruz.  Yarışır gibi çalışıyoruz. Hep yetişecek bir yerler var yaşamımızda. Aranacak adamlar, yapılacak işler, bir sonraki günün telaşı ve o telaşın verdiği stres... Dünya bu minval üzerine kurulmuş...

Şair Özdemir Asaf da bunu görmüş olmalı ki bir şiirinde,‘yaşamak değil beni bu telaş öldürecek’ diyor. 

Bu telaşla daha 20 li yaşlarda 30lu yaşların işlerini yapmaya çalışıyoruz. 30lu yaşlarda 40 lı yaşların işlerini, 40 yaşlarda 50 li yaşların işlerini ve 50 li yaşlarda 60 lı yaşların işlerini yapalım derken bir de bakıyoruz ki iş işten geçmiş....Yaşamı yanlış kurgulamışız. Yaşamın tadını çıkartamamışız; dostlarımızla doyasıya söyleşememişiz; telaşsız bir günümüz geçmemiş ve yalnız kalmışız yaşamda...

Doğal olarak yalnızlık, karamsarlık getirir, hayattan bezginlik getirir, insanın ruhunu karartır.  Ve insanı çabuk götürür öbür tarafa...

Yaşamda öyle anlarımız var ki;.bazen stresle geriliriz ve kötü hissederiz kendimizi. Işte öyle zamanlarda kendimize mola verip hayatımızı gözden geçirmeliyiz. Ölümün kime ne zaman geleceğini Allah bilir. İşte o nedenle yaşıyorken yapabileceklerimizi yapalım, ama telaşsız yapalım; gerilmeyelim, ertelemeyelim. Bilerek ya da bilmeyarek kırdığımız kalpleri tamir edelim. Sevdiklerimize ve bizi sevenlere zaman ayıralım ve yaradana şükredelim...Zira hayat herşeye rağmen yaşamaya değer...

Cahit Sıtkı bu konuda bakın Abbas isimli şiirinde ne diyor:

Haydi Abbas vakit tamam;
akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı,
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun,
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece,
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye ve zamana...
Basıp tozu dumana;
Var git.
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
 

Başka bir şiirinde de:

Yaşadığım iyi kötü günleri
Değişmem hiç bir cennet masalına’ diyor.
Yaşamak işte böylesine güzel...

Yaşamak bu kadar güzelken, insanoğlu neler yapıyor görüyorsunuz.  İnsanoğlu birbirini öldürmekle meşgul.Görüyorsunuz Amerika Irak’a girdi ve şimdi Irak karmakarışık.  Onbinlerce insan öldü ve hala ölmekte... Bir zamanlar ülkemizde sağ sol-kavgası, faşist-kominist kavgası vardı. Derken 20-25 yıl önce de bölücü terör örgütü PKK katliama başladı. Son 20 -25 yılda 35 -40 bin insanımız teröre kurban gitti...

Şimdi de haince pusu kurup askerimizi hedef alıyor ve şehit ediyorlar. Olan genç Türk askerimize oluyor. Hayatlarının baharında terörün hain bir pususunun hedefi olup gazi oluyorlar, şehit düşüyorlar. Yaşamak bu kadar güzelken, yaşama hakları ellerinden alınıyor, yuvaları yıkılıyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Teröre lanet olsun.

 
“YAŞAMA YERLEŞMEK”           Prof.Dr.Üstün Dökmen

Kabadayı yaşama yerleşmemiştir.Ayakkabısının topğuna basar,güçlü görünür. Evine gitseniz tamamen bakımsız bir ev görürsünüz. 

Insanları iki tipe ayırmak mümkün.

A-tipi:Heyecanlı ideal hırslı, yükselmek isteyen tip. Tüccarsa hemen zenginolmak, memursa hemen genel müdür olmak ister. Gece saat 3 de uyanır.Konuşurken kekemenin sözünü ağzına tıkar, tatile gider stresli döner, keşke gitmeseydik der.Yüksek sesli konuşur,yürümez,koşar.

B-tipi:Kısmet,hayırlısı,iki lokma bir hırka yeter diyendir.Yavaş yer, yavaş hareket eder.

A-tipi iseniz her zaman stres,baskı altındasınız. Rahat yaşıyamazsınız. B-tipi iseniz gelişemezsiniz

Optimum ikisinin ortasıdır. Unutmayın: evlilikte oturmak kaygısızlıktır,bir cins karaya oturmaktır.
 

Yaşamanızı iğreti yapmayınız. Yaşama yerleşmek için bilgi gerekir. Anadoluya yerleşelim, iğreti değil, uygun yerleşerek oturalım.

 

Hayatta kalmayı bilme reçetesi:

Bir tüccar iflas edebilir. Eger bu durum için bir hazırlıgi yoksa, intihar bile edebilir. Hayatta olabilmesi muhtemel durumlar için planlarımız olmalı. A,B,C,D planlarımız. O bizi hayata baglar, düşersek de hacıyatmaz gibi kalkarız.

Mustafa Kemal Atatürk’ ün A-planı: “ya istiklal ya ölüm! “idi. B-planı: “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır”, C-planı: “Ankara düşerse meclisi Kayseri’ye taşımak”,  ve  D-planı: “Bitlis Adıyaman dağları”  idi. 

Yaşamla irtibatı kesmemek gerekiyor. Eşini kaybetmiş bir kadın başkaları için yaşamaya devam edecek. Kürsüsü elinden alınan bir profesor mesela “limon da mı satamam?” diyebiliyorsa yıkılmaz, ayakta kalır. Yaşama yerleşmek, başkaları için hayatta kalmak eğer A,B, C hatta D planlarımız varsa mümkün olabilir.

Işe gitmek zorundayim demek var, Işe gitmeyi tercih ediyorum diyebilmek var. Ikincisi iyi. 

“Eve gidiyorum”, başka yerim yok anlamına geliyorsa sıkıntı verici. Eve gitmeyi on yer içinde tercih ediyorsam sıkıntı vermiyen birşey eve gitmek. Bir özgürlük, bir ferahlik içindeyim demek oluyor. 

Stalin Kamplarında 30 milyon insan öldü. Solşeniçin’in kitabindan öğreniyoruz ki bırçok hayatta kalabilenlerin amaçları vardı, bu onlara dayanma gücü verdi. Eğer amacınız varsa bir krizde ayakta kalabilirsiniz. Yaşantınızı iyiye götürmek için yollar aramalısınız. Kişi kendi karar verecek, havluyu atmalı mı, atmamali mı?

Oynamıyorum derseniz kimseyi ilgilendirmez.Duygu ve aklımızı senkronize edelim. Iyi bir lider ikisini de kullanır. 

Bir çift satranç oynuyorlar. Erkek “atını alıyorum!” kadın “ben o atı seviyorum” . Bu durumda at alınmazsa oyun satranç olmaktan çıkar, aşk olur. Kendi iradesine karşı hareket aşktır. Değer verdiği kurum veya insan için harpte ölmek de böyle.Her zaman mantıklı olmak mümkün değil, bazen mantıksız olanı da yapabiliriz. 

Yıllar önce Zehra Dökmen hanımıma UNI civarında bir yokuşu çıkarken arada sırada sigara kullanması nedeniyle biraz nefes darlığı gelmişti. Aceba bir arıza mı vardı kalbinde diye sormak aşk evliliği yapmak istiyen Konuşmacının aklına bile gelmemişti... Mantık evliliği yapan birisi olsaydı sorması gerekirdi. 

Suflörlü yaşam:

Çocuğun ne yapıp ne yapmıyacağını anne baba söylüyor. Büyüyünce danişmadan birşey yapamaz oluyor.

Tiyatroda suflör başkası tarafından yazılmış metin için faydalı. Çocuk için ise sizi model alması doğru metod, yani doğal ortamda öğrenmek. Benzeri Ingilizce dersi için.Bilirsiniz, “the” öğretebilmek için Ingilizce öğretmenleri nasıl perişan olurlar. 

Suflörlü çocuk bağimlı çocuk olur, “okul: tıp,...o kızı alma!,...evlenir çocğu olur; çocuğun adı dedenin ismini koy!...” Çocuklarımız yara bandı değildir. Bizim her içimizde kalan, gerçekleşemiyen erişme arzusunun onda gerçekleşmesini beklemiyelim.
 

Hava alanı misali: Türk aile: baba ellerinde bavul ve çanta, üç parmağında poşetler ,anne çocukları taşır..

Avrupalının gelişmiş bir ailesi: baba,anne,çocuk tekerlekli bavullarıyla geliyorlar.. Çocuk taşıma sorumluluğu almış.

O çocuk 5 yaında valiz taşıyacak, ve 45 yaşinda toplumun sorumluluğunu taşıyacak.  Türk ise 40 yaşında politikacı olmuştur, sorumluluk verilmiştir kendisine,gelir ve herşeyin içine eder. 

Veya:  “WC sifonu çekmez...8 yaşımdan beri çekmem de.. ebeveyni çeker,belediye çeker, kim çekerse çeksin, o çekmez,  çektirir.
 

Dünya ile, yaşam ile uzlaşmayı öğrenmek gerekli. Ihtiyar yürürken ayaklarının ön tarafına basar, genç topuklarını vurarak yürür, bu doğaya uyumdur. 

Ahiles topuğu (Achiles Verse):

Ahiles 1: Sahip oldugum bir eksiklik var, ben biliyorum fakat kimseye söylemiyorum. Işe giriyor,okuma yazması eksik, bu onun ahiles topuğu.

Ahiles 2: Bir yönüm kuvvetli,herkez beğeniyor, fakat ben güvenemiyorum.Özgüven eksikliği var, herkez tebrik ediyor ben mutlu olamıyorum.

Hanım yemek verir,kıl çıkmaz, ceviz kabuğu çikmaz, herkez memnun, o uyku uyuyamıyor,zira daha perfekt olmasını istiyordu. Cuma günü erkenden kalkar yemek düşüncesiyle. Zira ekseriya Cumartesi davet vardır. Adam askerlikten öğrenmiştir, arzi olur kaçar evden bir bahaneyle. Çocuklar duruma uyamazlar, paparayı yerler. Sandalyeye bile oturamazlar, Anne teror estirmektedir. ..Davet sırasında anne yaptiklarından fazla birşey yiyemez.O davetliler gidince ancak o zaman rahatlikla geriye kalanlardan yiyebilecektir. Davet sırasında adamın aklına gelir, sütlaç nerede? diye sorar.  Zira 15 inci çeşit yemekten sonra coşar, 16 cıyı bekler. Halbuki sütlaç eskidir,azdır, o nedenle listeye alınmamıştır.Kadın bozulur. Buna rağmen kadın 23 kromozomlu olduğu için bu darbeden çökmüşken gene kalkacak kuvvet bulur, hele bir misafir tuvalete gitmek istemişse eskort gerekir, önceden söylemek, hatta göstermek arzusu, havlu nerede vs. 

Evin hanımı emek vermiş, hazırlık yapmış, gayreti teşekküre yeter,eleştirilmez. Dostuma gidiyorsam yemek önemsizdir. Beğenmiyen Ahiles 2 ye sahiptir, sadece kendine önem verendir, o bir gurup fotografı görse önce kendisini arar, bakar nasıl çikmış, zira temelinde bir güvensizlik yatmaktadır.

Farklı açılardan bakmak:

Farklı açılardan bakmak yaşama farklı ufuklar açar. Newton elma düşerken onu yer çekiyor dedi. Sokrates idama mahkum. Eşi gelir, “seni haksız yere öldürecekler” der. O, “hakli yere öldürseler daha mı iyiydi?” der.

Zehra Dökmen hanım  “giderayak hanımına bir laf sokuşturmuş” demiş.

Pamuk prenses öyküsünü herkez bilir. Yedi cüce öz bakımı olmıyan 7 erkektir.Pamuk prenses evi temizler, cadı gelir, elma verir, uyutur. Prens gelir kutarır. Bu öykünün derin mesajı:1- Sen iyi kalpli ol, herkez cezasını bulur.

2- Prenses bile olsan, ev işlerinden kurtulamazsin.Sen bir kadınsın, tek başına varolamazsin, beyaz atlı bir prense ihtiyacın var. Bu 2 numaradakiler gizli mesajlardır.

Bugün için verilecek mesaj: namerde muhtaç olmamak için mesleğin olsun,Tek taşınızı kendiniz takın, ikincisini başkası taksın.

Kadın zavallı bir mahluk değildir, zavallı yapılmak isteniyor. Erzurum’da ordu geri çekilmek zorunda bırakıldığında Nene Hatun halkın önünde birlikte ne silah bulduysa başarılı savaştı Ruslara karşı. 

M.K.Atatürk Izmir’e girdiği zaman geçeceği yere Yunan bayrağı serilmiştir. O, “devletler düşmanımız olabilir, halklar dostumuzdur” der ve bayrağı kaldırtır. 

Türk halk Masallarında “Dede Korkut Masalları” çok beyaz atlı prens vardır. Orada kadının kendi atı vardır.O masallarda prenses kız kırk atlı kız ile gelir. Seçuk’larda çift baş vardır, Cengiz Kaan yanında uzmanı eşidir. Annesi ona fırça çeker.

Kadını alaşağı eden Osmanlı’dir. Bugün henüz dünyada en yüksek kadın Profesor oranı Türkiye’dedir. Isviçre’de seçme hakkı kadına 1980 de tanındı.

Köylü kadin bugün Türkiyede tarla’ya yalnız gidemez, sirtına 4 aylık çocuğunu alır, ozaman kendini güvencede hisseder. Sırtlan Aslan önünde kaçamamışsa çöker durur. Teslim olan hayvana aslan vurmaz. Istanbulda görürsünüz tenha bir yolda bir Istanbul efendisinin geldiğini gören kapalı kadın benzer reaksiyonla çöker, veya yüzünü başka tarafa çevirir. 

Derler ki kadından bir Tolstoy olamaz! Evet olamazdı, 8 çocuğa bakarken Erkek Tolstoy gibi oturup rahatça roman yazamazdı da ondan..

Tarihte cadılar,uğursuzluk getirenler hep kadın. Insanların kafasındann bu yanlış düşünceyi yıkıp atmak zor. 

Birgün UNI bahçesinde genç bir çift önümüzde yürüyordu. Erkek iri yarı, kız ufak tefek. Erkek bir kolunu kizin omuzuna koyup boynundan onu kendine çekmiş, o yamılmış durumda birlikde yürüyor. Evlenince yükleri daha da artacaktır, sağlamsa yükleri taşır derler.

Aklından böyle düşünce geçiren olmasın. Yaşam için denge kurmak önemli.Kaşikçi elmasını (topkapı müzesinde) bilirsiniz, onu ilk bulan iki kaşıkla değişmiştir.Bazen en değerli şeyi iki tahta kaşık için verirsiniz. Hayatınızda bütün yumurtaları bir sepete koymayın. Kültürü öğrenmek, ailenize, vatanınıza faydalı olmak için,problemlerinizi çözebilmek,esenlik içinde olabilmek için güçlü olmalısınız.

Mahmut Telli: Hocamiz’dan akil ve aşk yolunda değerli tavsiyeler aldık, kendilerine çok teşekkür ederken aynı zamanda belirtmek isteriz ki, bu Konferansı için gelişlerinde de bütün masrafı kendileri karşıladılar.

Derleyen: HE-ADD üyesi  Mak. Y. Müh. U. Kabartaş

Joomla templates by a4joomla